Skip to content Skip to footer

Okul Saldırılarının Gizli Sinyalleri

Şiddet bir anda ortaya çıkmaz. Öncesinde görülmeyen, duyulmayan, anlaşılmayan bir süreç vardır. Araştırmalar, çocukların büyük çoğunluğunun aslında sinyal verdiğini söylüyor. Sorun yalnızca bireysel değil; görmezden gelinen duyguların, eksik iletişimin ve ihmal edilen destek mekanizmalarının bir sonucu. Güvenliği sadece fiziksel önlemlerle değil, çocukların kendini ifade edebildiği, değer gördüğü ve gerçekten dinlendiği ortamlar yaratarak sağlayabiliriz. Asıl çözüm, erken fark etmek ve bağ kurmaktır.

Eğitimci Sosyolog Ali Koç ile yaptığımız sohbetimizin önemli satırbaşlarını buraya da alıyorum. Sohbetimiz Youtube kanalımda, izlemeyi unutmayın.

Tuğba Şengül: Okul saldırılarının kökeninde ne var? Bu bireysel bir suç mu yoksa toplumsal bir sürecin sonucu mu?

Ali Koç: Hiçbir çocuk sabah kalkıp “bugün bir katliam yapacağım” demez. Bunun bir süreci vardır. Duyulmamışlık, yalnızlık, ilgisizlik, iletişim eksikliği ya da şiddetin normalleştiği bir ortamda büyümek bu süreci besler. Bu bireysel bir patlama değil, toplumsal bir kırılmanın sonucudur. Güvenlik önlemleri sadece sonucu bastırır, kökeni çözmez.

Tuğba Şengül: Bu süreçte erken uyarı işaretleri var mı?
Ali Koç: Evet, yapılan araştırmalara göre okul saldırısı gerçekleştiren çocukların yüzde 81’i öncesinde işaret verir. Bu; sosyal medya paylaşımları, WhatsApp durumları ya da okul içindeki davranışları olabilir. O çocuk aslında “beni görün” der. Biz o sinyalleri fark etmezsek, saldırıyı önlemek çoğu zaman mümkün olmaz.

Tuğba Şengül: Okullarda alınan güvenlik önlemleri yeterli mi?
Ali Koç: Hayır, okulun önüne X-ray cihazı koyarak bu sorunu çözemeyiz. Çünkü saldırgan çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden çıkar. Asıl yatırım yapılması gereken yer rehberlik servisleri ve çocukların okul içinde görülmesini sağlayacak sistemlerdir.

Tuğba Şengül: Dijital dünyanın bu süreçteki etkisi nedir?
Ali Koç: Eskiden içine kapanan bir çocuk yalnız kalabiliyordu. Şimdi ise dijital dünyada kendisi gibi hisseden, öfkeli ya da dışlanmış birçok kişiyle buluşabiliyor. Bu da bir “yankı odası” yaratıyor. Şiddet içerikleri sürekli tekrarlandıkça normalleşiyor ve davranışa dönüşme ihtimali artıyor.

Tuğba Şengül: Oyunlar ve şiddet içerikleri doğrudan etkili mi?
Ali Koç: Doğrudan bir bağlantı olduğunu gösteren net bir araştırma yok. Ancak şiddet uygulayan çocukların görünür olması riski artırır. Bir çocuk aşağılanmışsa ve görünmek istiyorsa, bu görünürlüğü elde etmek için şiddeti bir araç olarak kullanabilir.

Tuğba Şengül: Saldırıların birbirini tetiklediği doğru mu?
Ali Koç: Evet, “13 gün kuralı” diye bir kavram var. Bir saldırıdan sonraki 13 gün içinde yeni bir saldırı olma ihtimali artar. Çünkü bu olaylar medyada geniş yer buldukça bazı çocuklar için bir “kahramanlık” algısı oluşur. Bu yüzden saldırganı değil mağduru görünür kılmak çok önemlidir.

Tuğba Şengül: Bugün ebeveyn ve öğretmen rolleri nasıl değişti?
Ali Koç: Ebeveynler akademik danışmana, öğretmenler ise ebeveyn rolüne büründü. Bu rol karmaşası çocukların hem gerçek öğretmenini hem de gerçek ebeveynini kaybetmesine yol açıyor. Aidiyet zayıfladığında çocuklar bu boşluğu dijital dünyada doldurmaya çalışıyor.

Tuğba Şengül: Velilerin de öğretmenlere baskısı oluyor, değil mi?
Ali Koç: Öğretmenler artık çocuklardan değil, ebeveynlerden yoruluyor. Sürekli müdahale edilen bir ortamda öğretmen geri çekiliyor. Oysa öğretmenin görevi çocuğun duygusal dayanıklılığını da geliştirmektir.

Tuğba Şengül: Okul sistemi çocukları yeterince kapsıyor mu?
Ali Koç: Hayır, sistem en fazla yüzde 10’luk kesime “sen değerlisin” diyor. Geri kalan büyük çoğunluk kendini görünmez hissediyor. Bu da öfke birikimine neden oluyor. Sınıfın ortasında kalan çocuklar en riskli gruptur.

Tuğba Şengül: Ailelerin bu süreçteki rolü nedir?
Ali Koç: Ebeveynlik artık çatışmadan kaçınmak üzerine kurulu. Oysa çocukla sağlıklı bir ilişki kurmak için gerektiğinde çatışmayı göze almak gerekir. Çocuğun odasına kapanması bir güvenlik göstergesi değil, aksine bir risk olabilir.

Tuğba Şengül: Sosyal medyanın yasaklanması çözüm olur mu?
Ali Koç: Erişimin kısıtlanması doğru bir adım olabilir. Ancak asıl mesele çocuğun içinde kontrol edemediği bir saldırganlık hissi olup olmadığıdır. Eğer bu varsa, çocuk öğrenmek istediği bilgiyi bir şekilde bulur.

Tuğba Şengül: Son olarak ailelere ve eğitimcilere ne söylemek istersiniz?
Ali Koç: Eskiden “çocuklar görür, duyar, yapar” denirdi. Bunu değiştirmeliyiz. Çocuklar görülmez ve duyulmazsa kötü bir şey yapar. Asıl bakmamız gereken, onların ne yapmak istediği değil, ne söylemek istediğidir. Aidiyet, sevgi, takdir ve saygı gibi temel ihtiyaçları karşılanan bir çocuk, kendini şiddetle ifade etmek zorunda kalmaz. Onların ne gördüğünden çok, ne söylemek istediğine, hangi yönüyle görülmek istediğine bakalım ki kendini en yanlış davranışla göstermek zorunda kalmasın. Ait olmak, takdir edilmek, beğenilmek, sevgi ve saygı görmek temel ihtiyaçlardır. Çocuğumuz evine ait mi, okuluna ait mi? Evde ve okulda takdir ediliyor mu, sevgi ve saygı görüyor mu? Bu temel ihtiyaçları karşılarsak saldırganlıkla ilgili sorunların çoğu çözülecektir.

Formun Üstü

Formun Altı