İlk kitabım Biz de Aslen Buralı Değiliz'in önsözünü paylaşmak isterim.
Dijital teknoloji hayatımızın tam orta yerinde, bir parçamız hatta uzvumuz gibi… Bu durumu artık normalleştirdik, pek çok sorgulama yaptık; bazen dijitalin bu kadar hayatımızda olmasının çok normal olmadığı kanısına vardık, dijital detoksa yöneldik ama pek beceremedik. Kimi zaman da “Artık dijital bir çağdayız bundan…
Bir zamanlar yalnızca bilim kurgu filmlerinde hayranlıkla izlediğimiz teknoloji, bugün cebimizde taşıdığımız telefonlar ve tabletlerle hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Her gün yaşadığımız bu dijital mucizeler, artık sıradan bir gerçeklik. Ancak, bu dijital araçlar, onu kullanan insanların ellerinde bambaşka bir anlam kazanıyor.
Örneğin, bir zamanların daktilosu, şimdinin süper kahramanı… Eskiden daktilo ile yazı yazmak…
Modern dünyanın içinde sıkışmış hissediyor musunuz? Çocuklarımızın ders çalışma bahanesiyle TikTok videolarına saatlerce dalması, bizim iş teslim tarihlerine koştururken bir yandan alışveriş sepetini doldurmakla meşgul olmamız tesadüf değil. Arkadaşlarımızla buluşma planları yapmaya çalışırken WhatsApp gruplarının bitmek bilmeyen mesajlarında kayboluyoruz. Zaman hızla akarken bu karmaşa içinde kendimize sormamız gereken asıl soruyu kaçırıyoruz: Hayatımızın gerçek amacı ne?…
En sevdiğim kadın oyuncular arasında yer alan Meryl Streep’in başrolde yer aldığı Julie& Julia; iki gerçek hikâyeden yola çıkarak, farklı zaman dilimlerinde yaşayan ancak kendi zaman dilimlerinde benzer mücadeleler vermiş inatçı, tutkulu, yemek yapmaya âşık olan iki kadının hikâyesini anlatıyor.
Filmde hayatları iç içe geçen iki kadının, tutku ve cesaretle hiçbir şeyin imkânsız olmadığını…
Mart 2020… Gözle göremediğimiz küçücük bir virüs, dünyaya diz çöktürdü. Hayatlarımız bir anda durdu, modern insanın koşuşturmalı düzeni ansızın bir frenle kesildi. Ölüm, her birimizin ensesinde soğuk nefesiyle belirdi; görmezden gelmeye çalışsak da varlığını tüm çıplaklığıyla hissettirdi. Pandemi, sadece bedenlerimizi değil, ruhlarımızı da sarstı. Hepimizin dilinde aynı dilek yankılandı: “Uyuyayım, güzel bir şey olursa uyandırın.”…
Merhaba, dijital çağın yorgun savaşçıları ve kayıp ruhları! Ekranların Ardında Kaybolan İnsan kitabımın önsözüyle sizi baş başa bırakıyorum.
Ben, bu satırların arkasında nefes alan, çağın karmaşasında kaybolmuş zihinleri arayan bir anlatıcıyım. Elimde kâğıt ve kalemle –evet, hâlâ kâğıt ve kalem– ekranların arkasında unutulan yüzleri, sıkışan kalpleri arıyorum. Hepimiz burada, piksellerden örülü dijital kozalarda var…
Ekotürk TV'de yayınlanan Gün Sonu programının 13 Ocak tarihli bölümünde Sayın Harun Erözbağ'ın konuğu oldum. Keyifli sohbetimizin satır başlarını aşağıdan takip edebilirsiniz.
Harun Erözbağ: Stüdyomuzda kıymetli bir isim bizlerle birlikte. Dijital Denge Derneği Başkanı ve aynı zamanda yazar Tuğba Şengül. Tuğba Hanım hoş geldiniz. Sizinle ilk temasa geçtiğimiz anda ben çok mutlu oldum…
Bazen yeni nesle baktığımda çok ilginç bir şey fark ediyorum. Duyguları bizden farklı çalışıyor… Tepkileri, kırgınlıkları, ilişkileri, sevinçleri... Sanki başka bir ritimde akıyor. Ama işin en şaşırtıcı tarafı şu: Ne tamamen duyarsızlar… Ne de bizim sandığımız kadar kopuklar. Sanki kendi içlerinde yeni bir kıta keşfetmiş gibiler… Ve biz o kıtanın haritasını çözmekte zorlanıyoruz. Bugün gelin…
Yılın son günü… Herkese merhaba. Yepyeni bir yılın eşiğindeyiz. Bir takvim yaprağı daha kapanıyor ve hepimiz o sihirli soruyu soruyoruz: Bu yıl neyi değiştireceğim? Belki daha fit olmak istiyoruz — ki ben istiyorum, her zaman istiyorum ama beceremiyorum. Belki daha çok kitap okumak istiyoruz. Ama sormamız gereken bir soru daha var: Dijital dünyayla ilişkimiz ne…
Bugün size büyük laflar etmeyeceğim. Büyük teoriler, ağır kavramlar yok. Sadece hepimizin içinden geçen bir hissi konuşacağız: “Bir şey oluyor… ama ne oluyor?” Bu hissi artık öyle sık yaşıyoruz ki. Sokakta, evde, okulda, sosyal medyada… Gözümüzün ucuyla bir şeylere bakıyoruz ama tam adını koyamıyoruz. İşte bugün birlikte o “adı konamayan dönemi” konuşacağız.
Kaynağımız: Brandweek İstanbul’da…