İlk kitabım Biz de Aslen Buralı Değiliz’in önsözünü paylaşmak isterim.
Dijital teknoloji hayatımızın tam orta yerinde, bir parçamız hatta uzvumuz gibi…
Bu durumu artık normalleştirdik, pek çok sorgulama yaptık; bazen dijitalin bu kadar hayatımızda olmasının çok normal olmadığı kanısına vardık, dijital detoksa yöneldik ama pek beceremedik. Kimi zaman da “Artık dijital bir çağdayız bundan kaçamayız, alışacağız, dönüşeceğiz” dedik.
Hayatımıza anlayamadığımız hızda tam manasıyla “bodoslama” giren bu şeye uyum sağlamaya çalışırken dijital göçmenler olduk. Biz onu hayatımıza adapte edemeden o bizi kendine göre şekillendirdi. Yaşantımız, kim olduğumuz, alışkanlıklarımız ikinci plana itildi. Kendimiz olmaktan uzaklaştık. Bu da bazı şeyleri anlayamamamıza, dijitalin bizde yarattığı etkileri kavrayamamamıza, yabancılaşmaya, yabancılaşmanın yarattığı yalnızlığa, ait olma duygumuzun zedelenmesine neden oldu. Çoğu zaman kontrolü kaybettik. Bunun sonucunda “anlamını yitiren insan sendromları” ortaya çıktı. Anlamını yitiren insan havadaki bir toz zerreciği gibi rüzgâr nereye savurursa oraya gittiği için tehlike çanları bu aşamada çalmaya başladı. Bir sarmalın içinde kaybolmaya başladık, kayboldukça yolumuzu bulmaya çalışmaktan vazgeçtik. Çünkü nereden başlayacağımızı bilemedik. Dijital göçmenlikten dijitalzede mertebesine yükseldik. Oysa dijitalin bizi, kendine göre biçimlendirmesine izin vermeseydik, onu istediğimiz şekilde ve miktarda hayatımıza soksaydık hiç bunları konuşmayacaktık. Dengeli hayatlarımızda, mutlu şekilde yaşayıp gidecektik belki.
Şimdilerde hayatımız hep flu bir fotoğraf karesi gibi; baktıkça hiçbir şeyi net göremiyoruz, bu da bizi yoruyor. Anı yaşamıyoruz, anda kalamıyoruz, odaklanamıyoruz, hedef belirleyemiyoruz, sürekli yorgunuz, zamanımızı yönetemiyoruz; kendi yaşantımızdan memnun değiliz, başka hayatlara özeniyoruz ama kendi hayatımız için çaba harcamaya üşeniyoruz. Bir de iş çocuklara gelince işte o noktada tamamen teslim oluyoruz; bir yandan dijital dünyaya yabancı kalmasınlar istiyoruz öte yandan bunu nasıl sınırlandırmamız gerektiğini bilmiyoruz. Yani aslında özetle biz dijitalle nasıl başa çıkacağımızı pek bilmiyoruz.
Ama hiçbir şey için geç değil elbette. Anlamını yitiren insan sendromlarından, modern çağın yüklerinden, dijitalin toksinlerinden arınmak için hâlâ vaktiniz var. Belki de şu an tam zamanı.
O hâlde başlayalım mı?
Ekim, 2019
İstanbul