Skip to content Skip to footer

Bu Bir Okul Olayı Değil: Erkek Çocukların Yalnızlığı…

Bugün size acı bir fotoğraf göstereceğim.
Ama bu fotoğraf bir okuldan ya da birkaç öğrenciden ibaret değil.
Bu fotoğraf… bize ait.

İstanbul Erkek Lisesi’nde yaşanan zorbalık olayı son günlerin en çok konuşulan konusu.
Herkes suçlu arıyor:
“Okul mu yetersiz kaldı?”
“Öğretmenler mi göremedi?”
“Çocuklar mı kötüleşti?”

Ama ben başka bir soru soracağım:
Bu bir sapma mı, yoksa bize tutulmuş bir ayna mı?

Ben bu olayın bir istisna olduğuna inanmıyorum.
Tam tersine…Bu olay, uzun süredir biriken bir karanlığın görünür hâli.

Erkek Çocuklar Yalnız. Gerçekten Çok Yalnız.

Bu cümleyi ilk duyduğumda içim sızladı.Çünkü yıllardır sahada, gençlerle konuşurken bunu görüyorum:

Erkek çocuklar sevdiğini söylemeyi bilmiyor.
Öfkelendiğini nasıl ifade edeceğini bilmiyor.
Kaygıyı, kıskançlığı, kırgınlığı nerede bırakacağını bilmiyor.

Ve en önemlisi…Duygularıyla baş başa kalacak bir yetişkin bulamıyor.Evde babalar yorgun, anneler tükenmiş, öğretmenler baskı altında.
Kimse kötü niyetli değil… ama kimse gerçek anlamda orada değil.

Selçuk Şirin Oksijen’de tam da bunu söylüyor:
“Erkek çocuklar yalnız. Ve yalnız kalan çocuk, boşluğu algoritmanın karşısına çıkan rol modellerle dolduruyor.”

Bu cümle, bence son yılların en gerçek cümlesi.

Şunu artık kabul edelim:Biz yetişkinler çocuklarımızı yetiştirmiyoruz.
Algoritmalar yetiştiriyor.

Bir erkek çocuk canı sıkıldığı an telefona sığınıyor.Ama karşısına öfkeyi ödüllendiren, aşağılamayı “cool” gösteren, gücü zorbalıkla tanımlayan bir dünya çıkıyor.

YouTube’da, TikTok’ta, Instagram’da öne çıkan erkek figürlerine bakın…
Kaçı şefkatli?
Kaçı duygularıyla sağlıklı bağ kuruyor?
Kaçı “güç, başkasını ezmeden de kurulur” mesajı veriyor?

Az.Çok az.

Okulu suçlamak kolay.
Çocuğu yaftalamak daha da kolay.
Ama bunların hiçbiri çözüm değil.

Çünkü sorun bireysel değil: sistemik.Yani gelin suçlu aramayı bırakalım , sistemi konuşalım.

Sistem, erkek çocuklara üç şey öğretmedi:

  1. Duygularını tanımayı.
  2. Sınır çizmeyi.
  3. Yalnız kaldığında kendini onarmayı.

Bunlar öğretilmediğinde ne oluyor?
Güç=Şiddet
Yara=Öfke
Kaygı=Zorbalık olarak dışa vuruyor.

O yüzden bugün bu olay bize şunu söylüyor:
“Eğer sen  dokunmazsan, algoritma çoğuna  dokunur.”

Öyleyse ,şimdi herkesin konuştuğu ama kimsenin detayına inmediği kısmı netleştirelim.
Yara ortada.Peki pansuman nerede?

Sosyal medya yaş sınırlaması artık lüks değil, bir zorunluluk.

Selçuk Şirin’in de vurguladığı gibi:Avustralya 16 yaş altına sosyal medya yasağını başlattı ve bu bir “yasak” değil, bir koruma duvarı.

Biz de bunu konuşmak zorundayız.Çocuk gelişimi tamamlanmadan algoritmanın eline bırakmak… kusura bakmayın ama ihmalin dijital versiyonu.

Okullarda duygusal eğitim “seçmeli ders” değil, zorunlu müfredat olmalı.

Fen, matematik, tarih… hepsi çok değerli.Ama çocuk duygusunu yönetemiyorsa fizik bilmesi onu hiçbir yere taşımıyor.

Okullarda:Duygu okuryazarlığı,Sınır koyma,Empati eğitimi ve Dijital zorbalık farkındalığı

 temel dersler  olmalı.

Rehber öğretmen sayısı acilen artırılmalı.

Her 600 öğrenciye bir rehber öğretmenle bu çağ yönetilemez.Bu bir okul politikası değil, toplum sağlığı meselesi.

Evlerde “dijital boşluklar” açılmalı.

Yetişkinler olarak çocuklara “telefonu bırak” demeden önce kendimizi bırakmalıyız.
Çünkü çocuk, yetişkinin modelini kopyalar.Dünyadaki en güçlü pedagojik cümle şudur:
“Çocuk, söylediğini değil; yaptığını duyar.”

Erkek çocuklara duygusal dayanıklılık eğitimi şart.

Kız çocukları zaten iletişim üzerinden büyür.Ama erkek çocuklar konuşmuyor.
Konuşmayınca birikiyor.Birikince patlıyor.Onlara:

  • “Ağlamak zayıflık değil.”
  • “Öfkeni söyleyebilirsin.”
  • “Hata yapmak insan olmak demek.”gibi cümleleri yeni baştan öğretmemiz gerekiyor.

Bugün bu okulda  yaşanan şey, “birkaç kötü çocuk” olayı değil.Bu bizim toplum olarak neleri eksik bıraktığımızın x-ray görüntüsü.

Ve bence bu fotoğraf bize üç büyük hakikat söylüyor:

  1. Dijital çağda yalnızlık, yeni şiddet biçimlerini doğuruyor.
  2. Erkek çocuklar duygu eğitimi almadan büyüyor.
  3. Algoritma, boş bıraktığımız her alanı dolduruyor.

Bu yüzden artık “Neden böyle oldu?” diye sormayı bırakıp
“Bundan sonra neyi farklı yapacağız?”diye sormanın zamanı.

Ve şunu unutmayın:Bir çocuğun hayatını değiştirmek için bazen tek bir yetişkin yeter.
O yetişkin…belki de sizsiniz.