Ekotürk TV’de yayınlanan Gün Sonu programının 13 Ocak tarihli bölümünde Sayın Harun Erözbağ’ın konuğu oldum. Keyifli sohbetimizin satır başlarını aşağıdan takip edebilirsiniz.
Harun Erözbağ: Stüdyomuzda kıymetli bir isim bizlerle birlikte. Dijital Denge Derneği Başkanı ve aynı zamanda yazar Tuğba Şengül. Tuğba Hanım hoş geldiniz. Sizinle ilk temasa geçtiğimiz anda ben çok mutlu oldum çünkü hemen hemen tüm izleyicilerimizin de yakındığı ve de sadece kendilerinden değil çocuklarından, dostlarından da yakındığı bir mesele dijital bağımlılık. Evet, teknoloji, dijital çağ bizim hayatımızı kolaylaştırıyor ama bunun yanında pek çok psikolojik, fiziksel rahatsızlıkları da beraberinde getiriyor. Siz de bu bağlamda hem derneğinizin yaptığı faaliyetlerle hem yazdığınız kitaplarla konuya ışık tutmayı misyon edinmiş isimlerden bir tanesisiniz. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor ama aynı zamanda ciddi sorunlar da yaratıyor. Bu noktada sizi bu alanda çalışmaya iten motivasyon neydi?
Tuğba Şengül: Çok teşekkürler, hoş buldum. Aslında pandemi dönemi bu alandaki farkındalığın kırılma noktası oldu. O dönemde dijital hayat bizi adeta kurtardı; eğitimimizi, ilişkilerimizi, sosyalleşmemizi ekranlar üzerinden sürdürdük. Teknoloji gerçekten bir nimet. Ancak doz kaçtığında, dengesiz kullanıldığında riskleri de beraberinde getiriyor. Ben hem iş insanıyım hem de yeni nesil bir anneyim. Çocuklarımla birlikte şunu fark ettim: Dijital dünya, sadece çocukları değil, hepimizi dönüştürüyor. Bu dünyayı reddetmek mümkün değil ama nasıl dengeli kullanacağımızı öğrenmek zorundayız. Dijital dünyayı da tıpkı beslenme gibi sağlıklı yönetebiliriz.
Son kitabınız Ekranın Ardında Kaybolan İnsan. Kitapta hangi sorulara odaklanıyorsunuz?
Kitaba önce kendi hikâyemle başladım. Biz teknolojiyi “aksanlı” konuşan bir nesiliz, çocuklarımız ise ana dili gibi konuşuyor. Eskiden bisiklet sürer, sokakta oynardık; bugün ebeveynler çocuklarını ekran başından kaldırmaya çalışıyor. Ama burada anne babaların kendini suçlamasını istemiyorum. Teknolojiyi yasaklamak ya da reddetmek çözüm değil. Asıl mesele bilinçli seçimler yapmak. Hepimiz birer “dijitalzede” haline geldik ve bu farkındalıkla dengeyi yeniden kurmamız gerekiyor.
Dijital dünyada bu dengenin bozulduğunu gösteren çarpıcı veriler de var…
Evet, günde ortalama 221 kez ekrana bakıyoruz, yani yaklaşık her 6 dakikada bir. Sosyal medyada 3 saat, internette ise 7,5 saat geçiriyoruz. Hayatımızın ortalama 5 yıl 3 ayı dijital dünyada geçiyor.
Dijital zaman kazandırdığı kadar zaman da kaybettiriyor. Ben bunu “dijital abur cubur” benzetmesiyle anlatıyorum. Nasıl zararlı bir gıdayı bilinçsizce tüketmiyorsak, niteliksiz içerikleri de zihnimize doldurmamamız gerekiyor.
Uyku, hareket ve beden sağlığı dijital çağda en çok etkilenen alanlar mı?
Kesinlikle. Yüzyılın başında ortalama uyku süresi 9 saatken bugün 7 saate düştü, çocuklar ve gençler ise 6 saatle yetiniyor. Z kuşağının yüzde 90’ı gece uyanıp telefonunu kontrol ediyor. Bir de “kriminal saatler” dediğimiz 02.00–05.00 arası var. Anne babalar uyurken çocuklar ekran başında. Bu saatlerde siber zorbalık, bahis, oyun bağımlılığı gibi ciddi risklerle karşılaşılıyor. Öte yandan hareket etmeyi unuttuk. İnsan bedeni hareket için yaratıldı ama biz parmağımızı kaydırarak yaşamaya çalışıyoruz. Bu da obeziteden kas-iskelet sorunlarına, zihinsel yavaşlamadan ruhsal çöküşe kadar pek çok probleme yol açıyor.
Hız ve anlık tatmin kültürü bağımlılığı nasıl tetikliyor?
Ucuz ve hızlı dopamin… Dijital platformlar tam olarak bunu sunuyor. Sonsuz kaydırma, bildirimler, anlık haz… Beynimiz buna çok hızlı alışıyor. Dünya Sağlık Örgütü bağımlılığı üç başlıkta tanımlıyor: Kontrol kaybı, bile bile davranışı tekrar etme ve günlük işlevlerin bozulması. Bağlı olmakla bağımlı olmak arasında çok büyük bir fark var. Bağlıysanız teknoloji sizi güçlendirir, bağımlıysanız gücü sizden alır.
Dijital Denge Derneği bu noktada nasıl bir misyon üstleniyor?
Biz yasaklayan değil, bilinçlendiren bir yaklaşımı savunuyoruz. Dijital okuryazarlık, psikolojik dayanıklılık ve farkındalık çok önemli. İlk adım olarak bildirimleri kapatmayı, dijital sadeleşmeyi öneriyorum. Gereksiz uygulamalar, abonelikler, WhatsApp grupları… Zihnimiz dijital bir enkaz altında. Nasıl fiziksel minimalizm yapıyorsak, dijital minimalizm de şart. Bugün dünyanın en büyük lüksü offline olabilmek. Ulaşılamaz olmak, durabilmek, nefes almak…
“Homo Digitus” kavramıyla neyi anlatmak istiyorsunuz?
Homo Sapiens’ten Homo Digitus’a geçtik. Sanal dünyada bir “ekle” tuşuyla kalabalıklar yaratıyoruz ama gerçek ilişkiler emek istiyor. Derinlik yerini emojilere, kısa mesajlara bıraktı. Oysa insan en fazla 150 kişiyle anlamlı ilişki kurabilir. Kalabalıklaştıkça yalnızlaşıyoruz. Teknoloji uzakları yakınlaştırdı ama yakınları da uzaklaştırdı. Gelecekte en önemli becerinin insan kalabilmek, empati kurabilmek ve gerçek bağlar kurmak olacağına inanıyorum.
Dijital zorbalık konusunda bireyler kendilerini nasıl koruyabilir?
Anonimlik dijital zorbalığı besliyor. Burada üç şey çok önemli: Dijital itibar, empati ve mahremiyet.
Bir şey paylaşmadan önce kendimize şu soruları sormalıyız: Bana yapılsa ne hissederdim? Bu paylaşım kime ne kazandırıyor? Sanal dünya da gerçek bir dünya ve oradaki her davranışımızdan sorumluyuz.
Son olarak, “ölü internet teorisi” ve bilgi kirliliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bilgi artık çok kalabalık. Asıl beceri bilgiyi yorumlayabilmek, sorgulayabilmek olacak. Kim paylaşıyor, neden paylaşıyor? Doğru kaynakları seçtiğimiz sürece teknoloji hâlâ en büyük yol arkadaşımız olabilir.
Harun Erözbağ: Tuğba Hanım, değerli paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim.
Tuğba Şengül: Ben teşekkür ederim, davetiniz için çok mutluyum.
Programın tamamını aşağıdaki linkten takip edebilirsiniz.