Konuğum Kadın Hastalıkları ve Tamamlayıcı Tıp Uzmanı Doç. Dr. Pınar Yalçın Bahat
Dijitalleşen dünyada bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolay ama bir o kadar da karmaşık. Kadınlar, hem bireysel hem toplumsal rolleriyle bu hız çağında dengeyi bulmakta zorlanabiliyor. Hormonlarımız, ruh hâlimiz, şehir yaşamının temposu ve modern stres faktörleri bedenimizde görünmez izler bırakıyor.
Bu görünmez yükleri ve modern çağın kadın sağlığına etkilerini, kadın doğum uzmanı Doç. Dr. Pınar Yalçın Bahat ile konuştuk. Menopozdan doğurganlık rezervine, hormon sağlığından ruhsal dengeye kadar uzanan sohbetimiz, modern çağ kadınına yol gösterici olacak.
Tuğba Şengül: Modern çağda kadınlar size en çok hangi sorunlarla geliyor?
Pınar Yalçın Bahat: Dijitalleşme beraberinde inanılmaz bir bilgi akışını getiriyor. Biz kadınlar duygusal olarak çok alıcıyız; yan komşumuzun üzüntüsüne bile dertlenirken dünyanın öbür ucundaki bir olay bile bizi etkileyebiliyor. Bu kadar fazla bilgiye maruz kalmak bizi hem ruhsal hem bedensel olarak zorluyor. Çoğu zaman da kendini güvende hissetmeyen, bedeni kasılmış, ağrı çeken kadınlarla karşılaşıyoruz. Bu güven duygusunun zedelenmesi bedenimizde kasılma, ağrı, hormonal dengesizlik olarak yansıyor.
“Stres, erken menopozun en büyük tetikleyicisi”
Tuğba Şengül: Testlerim normal ama kendimi iyi hissetmiyorum diyen çok kadın var. Sizce modern çağın en büyük sağlık tetikleyicisi nedir?
Pınar Yalçın Bahat: Kesinlikle stres. Özellikle metropol yaşamında her an bir yere yetişme telaşındayız. Bu sürekli “savaş ya da kaç” hali vücudu alarmda tutuyor. Stres; hormonlarımızı, adet düzenimizi, doğurganlık rezervimizi etkiliyor. Artık Türkiye’de menopoz yaş ortalaması 46-47’lere düştü. Bu, kadın ömrünün yaklaşık 40 yılının menopoz sonrası geçtiği anlamına geliyor. Oysa bu dönem, doğru yönetilirse bilgelik çağı olabilir.
“Epigenetik, genetikten daha belirleyici”
Tuğba Şengül: Genetik faktörlerden korkuyoruz ama siz epigenetiğin öneminden bahsediyorsunuz…
Pınar Yalçın Bahat: Evet, epigenetik yani dış etkenler; yediğimiz, içtiğimiz, maruz kaldığımız radyasyon, kullandığımız telefonlar, hatta kulaklıklar… Hepsi hormonlarımızı etkiliyor. Artık gıdalardan yeterince vitamin alamıyor, hatta bazen toksin yüklü besleniyoruz. Bu birikim özellikle yağ dokusunda depolanıyor. O yüzden sağlıksız kilo vermek, kontrolsüz diyetler yapmak vücutta toksin salınımına yol açarak adet dengesini bile bozabiliyor.
“Menopoz bir son değil, dönüşümün başlangıcı”
Tuğba Şengül: Menopoz sizce kadınların sonbaharı mı, ilkbaharı mı?
Pınar Yalçın Bahat: Benim için kesinlikle ilkbahar. Çünkü menopoz, doğru yönetildiğinde kadının deneyimlerinin, bilgelik birikiminin açığa çıktığı bir dönemdir. Dünyada menopoz algısı değişiyor. Doğu Asya’da bilgelik çağı olarak görülürken, Batı’da hastalık olarak algılanıyor. Oysa menopoz, yaşam kalitesinin artırıldığı bir geçiş süreci olmalı. Bu döneme gebelik öncesi hazırlık gibi yaklaşmak gerekiyor. Kas kütlesi, kalp-damar sağlığı, kemik yoğunluğu bu dönemin yapı taşlarıdır.
“Hormon tedavisi her kadının hakkıdır”
Tuğba Şengül: Hormon tedavisi hâlâ birçok kadında korku yaratıyor. Siz gerekli görüyor musunuz?
Pınar Yalçın Bahat: Eğer bir kadının hormon kullanmasına engel bir hastalığı yoksa, hormon tedavisi onun hakkıdır. Ancak bu gençleşme çabası değil, sağlıklı yaşlanma sürecinin bir parçasıdır. Hormonlar kalp damar sağlığını, kemik yoğunluğunu ve hatta beyin fonksiyonlarını korur. Araştırmalar, menopoza girdikten sonraki 15 yıl içinde hormon almayan kadınların kalp krizi riskinin erkeklerle eşitlendiğini gösteriyor.
“Doğurganlık rezervinizi yıllık kontrol ettirin”
Tuğba Şengül: Modern çağda kadınlar kariyer hedefleri nedeniyle anneliği erteliyor. Doğurganlığı korumak için neler yapılmalı?
Pınar Yalçın Bahat: Dünyada doğurganlık oranı düşüyor. Bunun başlıca sebebi stres ve çevresel faktörler. Kadınlar yumurtalık rezervlerini yılda bir kontrol ettirmeli. Stres bile yumurtalık rezervini azaltabilir. Erken yaşta ciddi düşüş varsa yumurta dondurmak çok kıymetli. Bu, geleceğe yapılan bir yatırım gibi düşünülmeli.
“Adet sancısı kader değildir”
Tuğba Şengül: Adet sancısı kadınlar için hâlâ bir kader mi?
Pınar Yalçın Bahat: Kesinlikle hayır. “Adet sancısı adetten değildir.” Bu en önemli mottolarımdan biri. Sancının altında magnezyum eksikliği, susuzluk olabilir ya da endometriozis gibi ciddi hastalıklar kaynak olabilir. Adet sancısı yaşayan kadınlar bu durumu normalleştirmemeli. Erken dönemde tanı ve doğru destekle ağrısız, dengeli bir adet dönemi mümkün.
“Ruh sağlığı ve hormonlar birbirini etkiliyor”
Tuğba Şengül: Ruh sağlığımız hormonlarımızı etkiler mi?
Pınar Yalçın Bahat: İkisi birbirini sürekli etkiler. Stres hormonu kortizol, progesteronun en büyük düşmanıdır. Çok stresli bir dönemde adet gecikmeleri, ara kanamalar, ödemler, baş ağrıları görülebilir. Yani hormonlarımızla ruhsal dengenin birbiriyle dans ettiğini unutmamalıyız.
“Kadınlar hâlâ cinselliği konuşmaktan çekiniyor”
Tuğba Şengül: Kadınların size sormaya çekindiği ama en çok merak ettiği konu nedir?
Pınar Yalçın Bahat: Cinsel hayatla ilgili sorular. Hâlâ tabu olarak görülüyor. Oysa cinsellik, sağlıklı yaşamın ayrılmaz bir parçası. Kadınlar bu konuda konuşmaktan utanmamalı; çünkü çözülmeyen her sorun, yaşam kalitesini düşürür.
“Modern çağın en basit ama en güçlü alışkanlığı: Su içmek”
Tuğba Şengül: Modern çağ kadınına tek bir sağlık alışkanlığı kazandırabilseniz bu ne olurdu?
Pınar Yalçın Bahat: Su içmek. En basiti ama en etkilisi. Herkesin bir cam şişesi olmalı ve gün boyu su içmeyi ihmal etmemeli. Su, sağlığımıza yapabileceğimiz en büyük yatırımdır.
Tuğba Şengül: Çok değerli bilgiler paylaştınız. Modern çağın karmaşasında kadınların denge arayışına ışık tuttunuz.
Pınar Yalçın Bahat: Ben teşekkür ederim. Tüm kadınlara şifa ve farkındalık diliyorum.