Konuğum Ceyhun Yılmaz; sesiyle, kelimeleriyle ve sahnedeki enerjisiyle bir döneme damga vuran; bugün ise üniversitelerde verdiği eğitimler, sahne gösterileri ve dijital iletişim üzerine yaptığı çalışmalarla yeni kuşağa rehberlik eden bir isim.
Ceyhun Yılmaz’la sohbetimizin satırbaşları aşağıda, tamamını Youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.
Artık hayatımız dijital platformlarda akıyor; sabırsızlık, dikkat dağınıklığı, yalnızlık ve “ekran süresi” günlük yaşamın yeni normalleri. Biz de tam bu noktada, Yeni Lüks Denge programı için bir araya geldiğimiz Ceyhun Yılmaz’la; dijital çağın bizi nasıl dönüştürdüğünü, hikâye anlatıcılığının geleceğini, ilişkilerin evrimini ve elbette biraz futbolu konuştuk.
Artık dizileri saatinde beklemiyoruz. Bir gecede bir sezon bitirebiliyoruz. Sizce bu değişim iletişimimizi nasıl etkiliyor?
Doğal olarak farklılaştırıyor. Önceden aynı anda aynı ekranın karşısına oturan insanlar vardı. Şimdi herkes kendi saatini, kendi hızını belirliyor. İletişim karakteri de değişiyor. Aslında ekranlarımızın başına şöyle bir yazı yazmak lazım: “Bildiğiniz dünya artık yok.” Yeni dünyaya adapte olmak zorundayız.
Sosyal medya kullanımına dair yıllardır “Sosyal Medya Nasıl Kullanılmaz?” başlıklı gösteriler yapıyorsunuz. Neden “nasıl kullanılmaz”?
Çünkü sosyal medya artık bir bağımlılık. Dünya Sağlık Örgütü, kumar ve maddeler kadar tehlikeli bir bağımlılık olarak tanımlıyor. Üstelik hepsinden daha tehlikeli: her an elimizin altında. Kullanım yaşı üçe kadar düştü. YouTube’dan film açmayı bilen 3 yaşında bir çocukla karşılaştım. Mesele yasaklamak değil; nasıl çalıştığını anlayıp, bilinçli kullanım için ritüeller oluşturmak.
Peki sosyal medya “nasıl kullanılmamalı”?
Kısa bir özet: Onu hayatın içindeki bir ritüele hapsedeceğiz. Yemek yemek, yürüyüş yapmak, köpeği dışarı çıkarmak gibi… Aynı anda başka bir şey yapmayacağız. Sabah uyanır uyanmaz telefona bakma alışkanlığından özellikle kurtulacağız.
Siz uygulayabiliyor musunuz?
Evet ama ben yalnızım. İnsanların hayatı benimki gibi değil. Yine de herkes kendine uygun bir kullanım şekli bulabilir. Asıl mesele yalnızlığı fark etmek. Bir kişinin ekrana bakarak yaptığı her eylem, aslında yalnız geçen bir zamandır. Ekran süreniz, yalnızlık sürenizdir.
FOMO (günceli kaçırma korkusu) sizce gerçekten çağın büyük hastalıklarından biri mi?
Kesinlikle. Sürekli kaydırma davranışı, sürekli günceli yakalama çabası… Bunlar bağımlılık seviyesini gösteriyor. Ama korkmayın; öğrenilebilir, yönetilebilir bir şey.
Radyoculuk yıllar içinde nasıl değişti? Dinleyici aynı mı sizce?
Aletin adı değişti sadece. İnsanların duyusal iletişim ihtiyacı aynı. Radyo artık podcast’te, YouTube’da, telefon kaydında yaşıyor. Hatta diziler bile “dinleniyor”.
Dijital çağın ilişkileri sizce nasıl? Daha metalik mi gerçekten?
Evet, metalik bir tadı var. Biz pastel tatları seviyorduk: beklemek, özlemek, buluşmak… Bugün ise tek bir tuşla her şeyin cevabını anında alıyoruz. Aşkın evrimine gelince; herkes kendi istediğini buluyor aslında. Çünkü hayatınızda neye izin verirseniz o oluyor.
Orhan Veli üzerine çok konuşuyorsunuz. Onun şiirlerini bugün nasıl okuyorsunuz?
Her okuduğumda başka bir şey anlıyorum. Yaşadıkça, tecrübe ettikçe, metafor kabiliyetiniz arttıkça anlam da değişiyor. “İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” şiirinin, yıllar sonra şunu düşündürdüğünü fark ettim: Vefatından sonrası için yazılmış olabilir. Gözleri kapalı ama hâlâ İstanbul’u dinliyor. Bu yüzden Orhan Veli’yi her okuduğumuzda aslında yaşatıyoruz.
Başarıyı nasıl tanımlarsınız?
Başarı bir sonuç değil, bir süreç. Başarı durakları vardır ama son durağı yoktur.
Evde yaşımdan çok ödül var ama hâlâ yeniden başarmam gerekiyor. Tatmin olmak için hem ekonomik hem ruhani bir doyuma ihtiyaç var; ben henüz orada değilim.
Son olarak: Hayatla ilgili bir cümle bırakır mısınız?
“Düşman her zaman karşıdan gelmez. İhanet, hainlik gibi kelimeler genellikle en yakınlarımız içindir. Bunu düşünün.”