Konuğum Eğitimci Ali Koç
Eğitimci Ali Koç ile modern çağda ebeveynliğin yüklerini, suçluluk duygularını ve çocuklarla sağlıklı iletişimin yollarını konuşuyoruz.
Teknolojinin hızla hayatımıza nüfuz ettiği bir dönemde ebeveynlik hiç bu kadar zor olmamıştı. Artık çocuklar dijital dünyayla doğuyor; ekran, onlar için bir oyun alanı kadar doğal. Ancak tüm bu dönüşüm içinde değişmeyen bazı ihtiyaçlar var: Güven, sevgi, temas ve bağ kurmak.
Ali Koç ile yaptığımız keyifli ve ilham veren sohbetimizin önemli satırbaşlarını buraya da alıyorum. Dijital çağda ebeveynlik serüvenine dair samimi yolculuğumuzun tamamı Youtube kanalımda, izlemeyi unutmayın.
Tuğba Şengül:
Ali Bey, hoş geldiniz. Çalışmalarınızı, sohbetlerinizi ilgiyle takip ediyorum. Ben de iki ergen çocuğu olan bir anneyim. Hepimiz iyi ebeveyn olmaya çalışıyoruz ama bazen yeterince iyi olup olmadığımızı sorguluyoruz. Sınırlarımız karışıyor, “Evet” dediğimiz bir şeye ertesi gün “Hayır” diyoruz. Sonra suçluluk geliyor. Bu hisler normal mi?
Ali Koç:
Kesinlikle normal. Bu çağda ebeveynlerin yükü çok ağır. Her şeyden haberdar olmak, her adımı analiz etmek istiyoruz. Oysa bilgi fazlalığı sezgilerimizi öldürüyor. Bizden önceki kuşaklar daha az biliyordu ama daha çok hissediyordu. Annelik içgüdüsel bir süreçtir; aşırı düşünmek bu doğal akışı bozuyor.
Tuğba Şengül:
Yani bu kaygılar aslında doğallığımızı mı bozuyor?
Ali Koç:
Evet. Her şeyi entelektüel bir çerçevede değerlendirmek, sevgiyi bile ölçmek istiyoruz. Hâlbuki anne sevgisi zaten içgüdüseldir. Doğada da böyledir. Foklar yavrularını bir süre gözlemler, sonra doğa onları uzaklaştırır. Çünkü büyümenin yolu ayrışmadan geçer. Biz de çocuklarımızı güvenle büyütürken, onları hayata hazırlamak zorundayız. Sevgi, doğru dozda sunulduğunda şifadır. Ama aşırısı, çocuğu bağımsızlaşmaktan alıkoyar. Bağ kurmak demek yapışmak değildir.
Tuğba Şengül:
Ebeveynler olarak bazen her şeyi “doğru” yapmak istiyoruz. Şefkat dili, pozitif iletişim, pedagojik yaklaşımlar derken doğal davranmayı unutuyoruz…
Ali Koç:
Kesinlikle. Sosyal medyada gördüğümüz “mükemmel ebeveyn” kalıpları bizi çocuğumuzun gözünde komik hale getirebiliyor. Çocuklar samimiyeti anlar. Gerçekten keyif aldığınız şeyleri onlarla paylaşın. Zorla şarkı dinlemek, sırf bağ kurmak için aynı oyunu oynamak gerekmez. Bağ, birlikte geçirilen süredeki duygudur; araçlar değişebilir ama samimiyet değişmemeli.
Tuğba Şengül:
Dijital denge konusu da ebeveynlerin en çok zorlandığı alanlardan biri. Ekran süresi, takip programları, konum paylaşımı… Sizce bu doğru bir yaklaşım mı?
Ali Koç:
Hayır. Çocuğu sürekli izlemek, konumunu takip etmek güveni değil, korkuyu büyütür. Zaten çocuk bir şekilde o sistemi aşmanın yolunu bulur. Doğada her canlı, önce annesinin yanında büyür, sonra yavaş yavaş uzaklaşır. Anne güveni verir, baba cesareti. Biz rollerimizi karıştırdık; çocuklar da kafa karışıklığı yaşıyor. Önemli olan kontrol değil, güvenli ayrışma. Çocuğa “Sana güveniyorum” diyebilmek, en güçlü koruma yöntemidir.
Tuğba Şengül:
Ebeveynlerin bazen kendi eksiklerini çocukları üzerinden tamamlama eğilimi var. Siz buna nasıl bakıyorsunuz?
Ali Koç:
Bu çok yaygın bir durum. Aslında çocuğumuza değil, kendi çocukluğumuza ebeveynlik yapıyoruz. Anne babamızın bize yapmadıklarını, çocuklarımıza yapmak istiyoruz. İngilizcem kötüydü, onunki iyi olsun gibi… Ama mesele dil değil, emek. Biz zor koşullardan çıkıp imkansızlıklar içinde başardıysak, o çocuk da kendi yolculuğunu yaşayacak. Onu kendi geçmişimizin bir rövanş alanına çevirmemeliyiz.
Tuğba Şengül:
Çağ değişiyor, değerler de dönüşüyor. Çocuklarımıza bizim öğrendiğimiz değerleri aktarmak mümkün mü?
Ali Koç:
Temel değerler –sevgi, saygı, ait olma, takdir edilme– değişmez. Değişen, bunları karşılama biçimimizdir. Biz sokakta oynayarak sosyalleşiyorduk; onlar çevrim içi oyunlarla sosyalleşiyor. Bu, o değerin kaybolduğu anlamına gelmez. Önemli olan, çocuğun sevildiğini ve değer gördüğünü hissetmesi.
Tuğba Şengül:
“Bir çocuğu yetiştirmek için bir köy gerekir” sözü artık sıkça kullanılıyor ama modern hayatta nasıl mümkün?
Ali Koç:
Bu söz, fiziksel bir köyü değil, çeşitliliği anlatır. Farklı insanlarla temas eden çocuk, empati kurmayı öğrenir. Bugün benzer insanlar bir araya gelip “modern köyler” kuruyor ama farklılık yok. Oysa çocuk, kendinden farklı olanı tanıyarak büyür. Aksi halde dünyaya değil, kendine benzeyen küçük bir çevreye alışır.
Tuğba Şengül:
Ebeveynlikte “hayır” diyebilmek zor. Sınır koyarken suçluluk hissediyoruz. Ne yapmalıyız?
Ali Koç:
Hayır, sınır koymak sevgisiz olmak değildir. Aksine, çocuğa güven verir. Her kız çocuğunun güçlü bir anneye, her erkek çocuğunun güçlü bir babaya ihtiyacı var. Güç, bağırmak değil; tutarlı olmaktır. Çocuğunuzun güveneceği bir tutarlılık gösterin. Hayır diyorsanız, arkasında durun.
Tuğba Şengül:
Dijital çağ öğretmenliği nasıl etkiliyor? Öğrencilerle bağ kurmak zorlaştı mı?
Ali Koç:
Evet, çünkü bilgiye erişim kolaylaştı. Eskiden öğretmen bilgi kaynağıydı, şimdi bilgi zaten cebimizde. Artık öğretmenliğin en kıymetli yönü, bağ kurabilmek. Çocuğa güven verebilen, onu olduğu haliyle kabul eden öğretmen, en etkili öğretmendir. Pedagojik teknikler değil, samimi ilişkiler kalıcı olur.
Tuğba Şengül:
Siz kendi babalığınızda en çok neyle zorlanıyorsunuz?
Ali Koç:
Suçlulukla. Hayat koşulları nedeniyle bazen yeterince yanında olamadığımı düşünüyorum. Bazen yaptığım bir davranışın onun ihtiyacından mı, benim vicdanımdan mı kaynaklandığını ayırt etmekte zorlanıyorum. Ve evet, öfkelendiğimde babama benzediğimi fark ediyorum. Bu hepimiz için geçerli; öfke anında aile kodlarımız devreye giriyor.
Tuğba Şengül:
Sizce 10 yıl sonra dijital çağda en büyük tehlike ne olacak?
Ali Koç:
Bağ kuramamak. Kopuk bireyler çağına doğru gidiyoruz. Herkes birbiriyle bağlı ama kimse kimseye temas etmiyor. Kuzey yıldızımızı kaybetme riski var. Bu yüzden anne babalar, öğretmenler çocuklara bir pusula olmalı. Teknoloji bir araç; insanı insan yapan ise bağ kurabilme becerisi.