Skip to content Skip to footer

Yeni Nesil Eğitimin Sırrı

Yeni Nesil Eğitimin Sırrı

Konuğum Vizyon Koleji’nin kurucusu ve Zamansız Ebeveyn kitabının yazarı Abdulkadir Özbek’le hem “geleceğin okulu”nu hem de “zamansız ebeveynlik” anlayışını konuştuk.

Abdulkadir Özbek’le yaptığımız sohbetimizin satırbaşları aşağıda, tamamını Youtube kanalımdan izleyebilirsiniz. 

Okulun vizyonundan başlayalım. Vizyon Koleji’nin duvarlarında dört kavram dikkat çekiyor: Emanet, adalet, zarafet ve özgünlük. Bu değerleri biraz açar mısınız?

Biz önce yapıp sonra yazmayı tercih edenlerdeniz. “Emanet bilinci” bizim için çok önemli çünkü bize ailelerin en kıymetli varlıkları, çocukları emanet ediliyor. Biz sadece çocukları değil, zamanlarını, hayallerini, doğayı ve geçmişin mirasını da emanet olarak görüyoruz. “Adalet” ise her seviyede tesis edilmesi gereken bir değer: yönetimde, sınıfta, öğretmen-öğrenci ilişkisinde… “Zarafet” yaptığımız işin üslubunu belirliyor, sözde, davranışta, estetikte incelik önemli. Son olarak “özgünlük”: Her şeyin hızla kopyalanabildiği bir çağda taklit olmamak için çabalıyoruz. Bizce yapılan her iş “bizce” olmalı.

“Zamansız Ebeveyn” kitabınızın ismi çok anlamlı. Zor zamanlarda ebeveyn olmak neden bu kadar zorlaştı?

Aslında çağlar değişiyor ama bazı değerler değişmiyor. Bu yüzden “zamansız” ifadesini kullandım. Bugün yapay zekâ çağındayız, dün sanayi çağı vardı ama çocuk yetiştirmenin bazı temel ilkeleri hep aynı kalıyor. Bir de ebeveynler artık zaman bulmakta çok zorlanıyor. Koşuşturmacanın içinde çocukla geçirilen vakit azaldı. Kitap hem bu “zaman sıkışıklığına” hem de “zamanlar üstü değerlere” ışık tutan bir rehber aslında.

Peki, sizce değişmeyen bu temel ilkeler neler?

Ben çocuk yetiştirmenin özünü üç duyguda topluyorum: Güven, değerlilik ve yapabilme.
Bir çocuk önce “güvendeyim” diyebilmeli. Bunun için ebeveynin adil, dürüst ve liyakatli olması gerekir. İkincisi “değerliyim” duygusu. Çocuğa koşulsuz sevgi göstermek ama aynı zamanda sınır koyabilmek çok önemli. Üçüncüsü “yapabilirim.” Çocuğun yaşına uygun sorumluluklar alması, hata yapmasına izin verilmesi gerekiyor. Bu üç duygu sağlıklı yaşatıldığında, çocuk hem kendini tanır hem de güçlü bir benlik geliştirir.

Sizce çocuklar evde mi, okulda mı daha büyük sınav veriyorlar?

Bu çok değişken bir durum ama çoğu zaman kök evdedir. Çünkü bir çocuk yılın yalnızca yüzde 16’sını okulda geçirir. Geri kalan tüm zaman evdedir. Eğer okulda sorun yaşıyorsa, genellikle evdeki duygusal iklimde bir eksiklik vardır. İlk altı yedi yılda temeller atılır; o temel zayıfsa, üst katlar sallanır. Bu yüzden ebeveynlik büyük sorumluluktur. Mükemmel ebeveynlik yoktur ama niyet ve gayret her şeydir.

Bugün çocuklar öğretmenlerinden çok algoritmaları mı dinliyor?

Evet, artık dijital maruziyet çok yüksek ancak çocuk, nitelikli bir oyun ve sohbet ortamına sahip olduğunda her zaman gerçek ilişkiyi tercih eder. Sorun, biz yetişkinlerin o zamanı onlara ayırmaması. Boşluk kabul etmiyorlar; o boşluğu ekran dolduruyor. O yüzden aile kültürü, birlikte geçirilen nitelikli zaman, sohbet ve paylaşım çok kıymetli.

Yapay zekâ öğrenmeyi kolaylaştırıyor ama düşünmeyi tembelleştiriyor mu sizce?

Verilen ödevin niteliğine bağlı. Eğer ödev ezbere dayalıysa, evet tembelleştirir.
Ama çocuk yapay zekâyı üretken bir araç olarak kullanıyorsa – örneğin proje geliştiriyorsa, analiz yapıyorsa- o zaman yaratıcılığını, eleştirel düşünmesini ve takım çalışmasını geliştirir. Yani yasaklamak çözüm değil; doğru yönlendirmek gerek. Öğrenme artık kişiselleşecek, öğretmen rehber olacak.

“Geleceğin okulu” dediğimizde siz nasıl bir yapı hayal ediyorsunuz?

Sınıf kavramı değişecek. Aynı yaşta, aynı hızda öğrenen çocuklar modeli sürdürülebilir değil.
Okullar bilgi aktaran değil, bilgiyi uygulatan, üretimi teşvik eden alanlara dönüşecek.
Anaokulu ve ilkokul sosyalleşme için var olmaya devam eder ama lise ve üniversite sistemi çok değişecek. Zamandan ve mekândan bağımsız öğrenme yaygınlaşacak. Okullar laboratuvarlara, deneyim merkezlerine dönüşecek.

Dijital zorbalık çocuklar arasında giderek artıyor. Siz okulunuzda bu konuda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?

İlk adım farkındalık. Çocuklara siber güvenlik ve dijital okuryazarlık eğitimi verilmesi şart.
Okulun da disiplin anlayışında net ve kararlı olması gerekiyor. “Aman veli kırılır” diye kurallardan ödün verilmemeli. Zorbalığı besleyen her şey, zamanla okul kültürünü çürütür.
Ayrıca çocukları boşta bırakmamak lazım; anlamlı sorumluluklar alan, bir kulübe ya da projeye dahil olan çocuk zorbalığa yönelmez.

Siz kendi hayatınızda dijital dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Takip ettiğim kişilere çok dikkat ediyorum. Sosyal medya algoritmaları beğenilerimizle şekilleniyor. Eğer anlamsız içerikleri takip edersek, zihin de o yönde şekilleniyor.
Ben ilham veren, beni besleyen hesapları izlemeyi tercih ediyorum. Ayrıca zamanı dolduracak anlamlı uğraşlar edinmek önemli. Boş zaman, dijital dünyanın en kolay tuzağıdır.
Gençlere de hep söylüyorum: Belediyeler, gençlik merkezleri, gönüllü kuruluşlar müthiş fırsatlar sunuyor. Araştıran herkes için “imkânsız” diye bir şey yok.

Son olarak, ebeveynlere tek bir cümleyle ne söylersiniz?

Mükemmel olmaya değil, iyi niyetli ve gayretli olmaya çalışın çünkü çocuklarımız bize sadece bir süreliğine emanet.