Skip to content Skip to footer

Beden, Zihin ve Ruh Dengesinin Kritik Rolü


Konuğum Eczacı ve Homeopat Ezgi Nevçehan
.


Modern hayatın koşturmacası içinde en çok ihmal ettiğimiz şey, kendi iç dengemiz… Beden, zihin ve ruhun birbiriyle kurduğu hassas ilişki bozulduğunda ortaya çıkan semptomları çoğu zaman geç fark ediyoruz. Oysa hayatın yükünü sırtımızda, midemizde, zihnimizde taşıyor; stres bittiğinde ise bedenimiz bize konuşmaya başlıyor. Bu derin yolculuğu, yıllardır bütünsel sağlık alanında çalışan, sahadaki deneyimiyle binlerce kişiye dokunmuş eczacı Ezgi Nevçehan ile konuştuk. Kendisiyle modern çağın yalnızlığından uykusuzluğa, homeopatiden dijital detoksa, ruhun bağışıklığından dengeli yaşama uzanan kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdik.

Ezgi Nevçehan ile sohbetimizin satırbaşları aşağıda, tamamını Youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.

Modern çağda hepimiz bedenimizde birtakım sinyaller hissediyoruz. Sizce gerçekten hasta mıyız, yoksa hayatın dengesini mi kaybettik?

Hastalık dediğimiz şey aslında bedenin dengesinin bozulduğu noktada ortaya çıkan bir dil. Beden, zihin ve ruh arasında bir uyumsuzluk olduğunda yaşam enerjisi azalıyor ve bunu semptomlarla ifade ediyor. Yani hastalıklar, “Bende bir şey var, lütfen ilgilen” diyen birer mesaj. Ne yazık ki çoğumuz bu sesi duymuyor ya da bastırıyoruz. Biz sağlık profesyonelleri ise bu dili dinlemek, anlaşılır kılmak ve kişinin bozulan dengesini yeniden kurmasına destek olmakla yükümlüyüz. Eczacılar da bu anlamda en ulaşılabilir sağlık çalışanları.

Çok sık gözlemlediğim bir şey var: Stresli dönemlerde bedenimiz gayet güçlü duruyor ama stres bittiğinde birden semptomlar başlıyor. Neden böyle?

Çok doğru bir gözlem. Stresin en yoğun olduğu anda beden semptom vermez; stres ortadan kalktığında “artık tamir zamanı” der ve kayıt altına aldığı yükleri işlemeye başlar. “Tatildeyken hasta oldum” ya da “rahatladım, kalp krizi geldi” gibi örnekler hep bunun sonucu. Yaşanan duygular ve söylenemeyen sözler bedenin belirli bölgelerine kaydedilir. Kadınlıkla ilgili çatışmalar kadınlık organlarına, sindirimle ilgili sıkıntılar mide ve bağırsaklara yansır. Çünkü her duygunun bedende tuttuğu bir yer vardır.

Homeopatiyi de çok merak ediliyor. Nedir ve modern tıpla ilişkisi nasıl?

Homeopati, 200 yıl önce Alman hekim Samuel Hahnemann’ın geliştirdiği, “benzer benzeri iyileştirir” prensibine dayanan bir tıp sistemidir. Enerjisel ya da spiritüel bir yaklaşım değildir; farmakopeleri, klinik kayıtları olan bir bilimdir. Bir madde sağlıklı bir kişiye verildiğinde hangi semptomları oluşturuyorsa, aynı maddenin çok düşük dozları o semptomları yaşayan kişide iyileştirici etki yaratır. Tıpkı yanan bir bölgeyi kontrollü sıcakla rahatlattığımız gibi. Hipokrat’ın da dediği gibi “Hastalık ya zıddıyla ya da benzeriyle tedavi edilir.” Homeopati, benzerle tedavi eden tarafta yer alır.

Dijital çağda ruhun bağışıklığı düştü mü sizce?

Aslında bağışıklığımız düşmedi; kendimizle aramıza mesafe girdi. Dijital dünya bizi kendimizden uzaklaştırdı. Kıyas, rekabet, görünürlük baskısı… Hepsi stres hormonlarımızı tetikliyor. Kortizol yükselince bağışıklık sistemi de, hormon dengesi de, sinir sistemi de bundan etkileniyor. İnsan yalnız kalamıyor, kendisiyle vakit geçirmekten korkuyor. Mutluluğu hep başkalarının takdirinde arıyoruz. En büyük iyileştirici ise kişinin kendiyle kurduğu sağlıklı bağ.

Uykusuzluk artık herkesin ortak şikâyeti. En iyi uyku reçetesi nedir?

Kesinlikle dijital detoks. Çünkü yatağa bile telefonla giriyoruz ve mavi ışık melatonin üretimini bozuyor. Melatonin sadece uyku hormonu değil, aynı zamanda antikanser bir molekül. 23.00–03.00 arası en yoğun salgılandığı dönem. Yatak odasında TV’nin stand-by ışığı bile bunu etkileyebilir. Wi-Fi’yi kapatmak, 16.00’dan sonra kafeinden uzak durmak, tok uyumamak, lavanta gibi aroma destekleri, magnezyum… Bunların hepsi basit ama çok etkili adımlar. Ve evet, rüyayı hatırlamamak da sağlıklı uyku olmadığının bir işaretidir.

Modern çağın en büyük duygusal yüklerinden biri de depresyon… En çok hangi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

Ne yazık ki antidepresan kullanımı çok yüksek. Çünkü mutluluk arayışını yanlış yerde yapıyoruz. Bazı durumlarda tabii ki psikiyatrist eşliğinde tedavi şart. Ama dönemsel mutsuzluklarda açık havada yürüyüş, egzersiz, D vitamini, güneş ışığı, doğru beslenme, bitter çikolata gibi bilimsel olarak serotonin artırdığı bilinen destekler çok faydalı. En önemlisi ise kişinin kendine ayırdığı kaliteli zaman.

Takviyeler artık hayatımızın parçası. Hangi takviyeler olmazsa olmaz?

Covid sonrası gıda takviyelerinin önemi daha iyi anlaşıldı. Koenzim Q10, magnezyum, çinko, omega, D vitamini ve B vitaminleri birçok metabolik döngü için vazgeçilmez. Ama burada kritik olan şey: Her suplement kişiye özeldir. Bağırsak sağlığı kötü olan biri D vitamini de, demir de alsa yeterince ememez. Ayrıca takviyelerin mutlaka eczaneden alınması gerektiğini özellikle vurguluyorum. Çünkü orijinal görünen ama içi sahte çok ürün var.

Peki “yeni nesil lüks” dediğimiz şey sizce nedir?

Denge. Ruh, zihin ve beden dengesini kurmuş bir insan çok daha sağlıklı, genç ve bütün hisseder. Her şeyin azı karar, çoğu zarar. Yaş almakla kavga etmeyen, kendini olduğu haliyle kabul eden, kendine şefkatle yaklaşan biri hem daha güzel hem daha sağlıklıdır. Sevgi en büyük ilaçtır; özellikle de kişinin kendine duyduğu sevgi.

Son olarak, bu sohbetten okuyucuların aklında tek bir cümle kalsa, ne olsun isterdiniz?

“Kendi kalbinizin sesini duyun.” Kendinize kocaman sarılıp “Ben senden razıyım” diyebildiğiniz an, iyileşme başlar. Her gün küçük seçimlerle büyük bir denge yaratabilirsiniz. Paylaşmak iyileştirir; iyiliğin bulaşıcı olmasını dilerim.