Skip to content Skip to footer

Parayla İlişkimiz Nasıl Olmalı?

Konuğum, Türkiye’de finansal okuryazarlığın öncülerinden Özlem Denizmen. Hem derin bir bilgi birikimi hem de gerçek hayat deneyimleriyle hayatımıza ışık tutuyor.

Para… Yıllarca tabu olarak görülen, evlerde fısıltıyla konuşulan, çoğu zaman ayıp sayılan bir konu. Oysa bugün yüksek enflasyon, değişen tüketim alışkanlıkları ve dijital dünyanın yarattığı yeni tuzaklarla birlikte hepimizin gündeminin merkezinde. Hem duygusal hem davranışsal açıdan parayla ilişkimizin nasıl kurulduğunu anlamak, bu çağda her zamankinden daha değerli.

Özlem Denizmen’le sohbetimizin satırbaşları aşağıda, tamamını Youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.

Para gerçekten mutlu mu eder, mutsuz da olunur mu?

Bir noktaya kadar para elbette mutluluk getirir. Barınma, beslenme, temel ihtiyaçlar karşılanmadan huzurlu hissetmek çok zordur. Ancak tüketimin içinde mutluluk aradığımızda, işte orada sorun başlıyor. Çünkü mutluluk insanın içinde—aradıkça kaçan bir şey. Parayla ilişkimizi yanlış yerden kuruyoruz çoğu zaman.

Sizin önemli bir tespitiniz var: Parayla ilişki çocuklukta, hatta anne karnında başlıyor diyorsunuz. Nasıl?

Evet, genetik olarak aldığımız finansal davranış kodları var. Anne-babamızın yaşadığı borç travmaları bile bize geçiyor. Sonrasında evde gördüklerimiz şekillendiriyor. Babasının iflasını gören bir çocuk, yetişkin olduğunda borçlanmaktan korkuyor mesela. Eşi “Ev kredisine girelim” dediğinde zihni babasının travmasına dönüyor. Parayla ilişki, evde nasıl konuşulduğuyla, nasıl saklandığıyla, nasıl harcandığıyla şekillenir.

Kadınların ve erkeklerin paraya yaklaşımı hâlâ farklı mı sizce?

Kullanım biçimleri farklı. Kadınlar kazandıkları parayı daha çok eğitime, sağlığa ve aileye harcar. Kadının birinci ihtiyacı güvende hissetmektir. Ev sahibi olma isteği buradan gelir.
Erkeklerde ise para, güç ve başarı göstergesi olarak daha öne çıkar. Maaş, araba, saat… Bunlar statü simgelerine dönüşür. Ama yeni dünyada zenginlik tanımı değişiyor: Lüks artık hissetmek, anlam, aidiyet.

Toplum mu bizi buna itiyor sizce?

Kesinlikle. Beğenilmek ve sevilmek temel biyolojik ihtiyaçlarımız. İnsanlar bizi sevsin diye bazen olmayan parayı bile harcıyoruz. Bu duygusal açlıklar paranın yanlış kullanımının kökeninde.

Teknoloji yakınları yakınlaştırırken uzakları da uzaklaştırdı mı?

Evet. Yalnızlık pandemi gibi. Birbirimize çok bağlıyız ama çok yalnızız. Para da bu yalnızlığın ortasında konuşulamaz bir tabu olduğu için sorun daha derinleşiyor.

“Zaten ev alamayacağım, bari güzel yemek yiyeyim” düşüncesi yaygın. Bu bir tuzak mı?

Bir tuzak çünkü kişi sorumluluktan kaçıyor. Sosyal medyada gördükleriyle hayatının kürasyonunu yanlış yapıyor. Ne izliyorsak, kimlerle zaman geçiriyorsak ona dönüşüyoruz. Bu yüzden “üç günlük dünya” söylemi aslında kontrolü bırakmak.

Ev gençleriyle ilgili çok konu konuşuluyor. Sizce temel sorun ne?

Disiplin döngüsüne girmemeleri. Sabah kalkıp duş alıp gün başlatmıyorlar. Evde oturdukça evde oturulur. Küçük adımlarla harekete geçmek gerek. Ve biz yetişkinler olarak şunu kabul etmeliyiz: Gençlerden daha çok şey bilmiyoruz. Onlara yol açmalı, cesaret vermeli, neyi seviyorlar ona bakmalı, dayatmamalıyız.

Çocuklara harçlık nasıl verilmeli? Ek kart doğru mu?

14yaşından sonra harçlık kesinlikle aylık olmalı. Çocuk bütçe yapmayı öğrenir. Harçlık tek olmalı; nakit + banka kartı + ek kart toplam limiti bir rakamdır. Ayrıca çocuklar elektrik, doğalgaz, kantin masraflarını bilmeli.
Paranın üç fonksiyonunu öğretin: Harcamak, biriktirmek / yatırım, paylaşmak. Yatırımı mutlaka göstermek gerekiyor. Temettü gelirini görünce çocuk “İsteklerimi yatırımdan gelen parayla karşılayabilirim”i öğreniyor.

“Borcu yönetemiyoruz” diyen çok. Nereden başlasınlar?

Borç ikiye ayrılır:
İyi borç → Eğitime, düzgün bir eve, değeri artacak bir şeye.
Kötü borç → Ne olduğu belirsiz, tüketim odaklı, kredi kartı döngüsü.

Borcu yönetirken:

  1. Tüm borçları listeleyin.
  2. En küçüğü kapatın — psikolojik rahatlama sağlar.
  3. Sonra en yüksek faizliye gidin.
  4. Aile içi borç varsa mutlaka açık iletişim kurun.
  5. Kimseye borç vermeyin; veriyorsanız da “geri gelmeyebilir” kabulüyle verin.

Dijital dünyanın en büyük tuzağı sizce ne?

Algoritmalar. Bizi yankı odalarına hapsediyor. Farklı fikri görmeyince perspektif kaybı oluyor. Ama önce kendi algoritmamızı tanımalıyız: Beni ne tetikliyor? Beni ne ilhamlandırıyor?

Hesaplar, şifreler, dijital varlıklar… Dijital vasiyet gerekli mi?

Evet. Ama önce fiziksel bir hayat dosyası olmalı: Nerede ne var? Şifreler, tapular, borçlar… Bir yerde düzenli şekilde durmalı. Bu kötü bir şey değil; iyi bir planlama olmalı.

Sizin için hayatın en büyük lüksü nedir?

Eve heyecanla dönebilmek. Sabah uyandığımda yapacağım işlere heyecan duymak. Sabahı kendi ritmimde yaşamak. Dans etmek istiyorsam dans edebilmek. Hissetmek… Kendini ve karşındakini. Yeni lüks bu.