Bugün size acı bir fotoğraf göstereceğim. Ama bu fotoğraf bir okuldan ya da birkaç öğrenciden ibaret değil. Bu fotoğraf… bize ait.
İstanbul Erkek Lisesi’nde yaşanan zorbalık olayı son günlerin en çok konuşulan konusu. Herkes suçlu arıyor: “Okul mu yetersiz kaldı?” “Öğretmenler mi göremedi?” “Çocuklar mı kötüleşti?”
Ama ben başka bir soru soracağım: Bu bir sapma…
Hiç fark ettiniz mi? Bazı sabahlar uykunuzu almış olsanız bile yine de yorgun kalkarsınız. Kahvenizi içersiniz ama zihniniz hâlâ bulanıktır. Sanki gece dinlenmişsinizdir ama sabah olduğunda içinizde bir ağırlık vardır. Belki de bunun nedeni basit.Çünkü beyniniz o sırada hâlâ kendini temizliyordur. Uyku, sadece dinlenmek değildir.Beyin gece boyunca adeta bir temizlik ekibi gibi çalışır. Gün içinde…
Bir gün aynaya baktığında ve karşında gördüğün kişi sana yabancı gelse ne hissedersin? Gözlerin aynı ama bakışın tanıdık değil. Cildin pürüzsüz, ama iç sesin yorgun. Zamanı yenmeye çalışırken, farkında olmadan kendini kaybettiğini fark ediyorsun. The Substance - Cevher filminde Demi Moore’un canlandırdığı kadın da tam bu yabancılaşmanın eşiğinde. Yaşlanmaktan korkmuyor aslında —asıl korkusu görülmemek, unutulmak,…
Hiç merak ettiniz mi, Nobel kazanan insanlar, nasıl oluyor da yıllar boyunca aynı fikre, aynı probleme tutkuyla odaklanabiliyor... Biz bir e-postayı cevaplamadan önce üç farklı uygulamaya girip çıkarken, onlar nasıl oluyor da on yıllar boyunca tek bir düşüncenin peşinde kalabiliyorlar?
Bugün sizinle Cal Newport’un fizik profesörü Brian Keating’le yaptığı o müthiş sohbetten bahsedeceğim.…
Bir ömür kaç yıldır sizce? Yetmiş mi, seksen mi? Yoksa sadece birkaç anlamlı an mı? İlber Ortaylı bu soruya çok sade bir cevap veriyor: “Mesele uzun yaşamak değil… yaşadığını fark etmek.” Benim için Bir Ömür Nasıl Yaşanır kitabı tam da bunu hatırlatıyor.
Bazı kitaplar hayatınızı değiştirmez, ama düşünme biçiminizi kökten değiştirir. Bu kitap da onlardan…
Bugün size çok yakın birinden bahsedeceğim. Avucunuzun içinde, cebinizde, yastığınızın hemen yanında, belki de kalbinizin hizasında taşıdığınız birinden… Hayır, bu kişi sevgiliniz değil — telefonunuz. Araştırmalara göre bir insan telefonuna günde ortalama 2.617 kez dokunuyor. Yanlış duymadınız: 2.617 kez! Şimdi kendinize sorun: Sevgilinizle gün içinde bu kadar çok fiziksel temasınız oluyor mu? Pek sanmıyorum. Telefonlarımızla…
Bugün hepimiz çocuklarımızı dijital dünyanın zararlarından korumaya çalışıyoruz. Ekran süresini kısıtlıyoruz, filtreler koyuyoruz, uygulamaları denetliyoruz. Ama size bir soru soracağım: Ya sizin çocuğunuz da başkalarına zarar veriyorsa? Bu soruya ilk tepkiniz büyük ihtimalle “Benim çocuğum asla böyle bir şey yapmaz” olabilir. Ancak dijital dünyada niyet değil, etki konuşur. Bir mesaj, bir yorum, bir emoji... Bazen…
Merhaba, ben Tuğba, burası modern çağın içinde kaybolanlara küçük pusulalar bıraktığım yer. Bugün çok kritik bir konuyu konuşacağız: Dijital çağda çocuk yetiştirmek. Evet, konu tam da bildiğim yerden geldi. Çocuklarımız teknolojiyle doğan ilk nesil. Onlar için ekran, bizim çocukluğumuzdaki mahalle kadar doğal. Ama unutmayalım, bir çocuğun en büyük ihtiyacı hâlâ aynı: güven, oyun, hayal kurma…
Herkes genç kalmak istiyor, değil mi? Ama bu iş nereye kadar gidecek? Eskiden yaş almak bilgelik, tecrübe ve derin bir hayat anlayışının simgesiydi. Şimdi ise, kırışıklıklar ve beyaz saçlar adeta birer düşman ilan edilmiş durumda. Peki, ne oldu da yaşlanmak bu kadar "korkunç" bir hale geldi? Modern çağda genç kalma takıntısı, resmen hayatın merkezine yerleşti.…
Günümüz dünyasında, küresel krizler adeta hayatımıza fon müziği gibi eşlik ediyor. İklim değişikliği, pandemiler, ekonomik belirsizlikler, siyasi kaoslar ve hatta teknolojinin getirdiği etik sorunlar, modern insanın zihninde büyük bir “Acaba ne olacak?” korkusu yaratıyor. Tuğba Şengül Bu endişeler sadece bireyleri değil, toplumsal yapıları da sarsıyor. Gelecek korkusu, artık hepimizin ortak duygusu haline gelmiş durumda…