Tüm eserlerini severek okuduğum usta yazar Ayşe Kulin’le buluştuk ve kendisinden çocukluğundan bugüne Türkiye’nin geçirdiği dönüşümü, hem hüzünlendiren hem de düşündüren anılarıyla dinledim.
Sevgili Ayşe Kulin’le keyifli sohbetimizin satırbaşları aşağıda, tamamını Youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.
Röportaj: Tuğba Şengül
Çocukluğunuzla bugünü karşılaştırdığınızda sizi en çok sarsan fark ne oluyor?
Ben o günleri hatırlamak bile istemiyorum diyorum bazen. Çocukken erkekler şapka giyerdi. Ankara’da bürokratlar yolda karşılaştığında şapkalarını çıkarır, selam verirlerdi. Babam şaka yapardı: “Şapka takmayacağım, kolum yoruluyor” derdi. O incelikler, o nezaket bugün yok. 1941 doğumluyum. Benim çocukluğum çok güzel bir Türkiye’de geçti. Gerçekten çok güzel bir Türkiye’de geçti. İnsanlar daha temiz, daha terbiyeliydi. Bu sadece şehirli olmakla ilgili de değildi; Anadolu’yu çok dolaştım. En yoksul köylerde bile büyük bir incelik, misafirperverlik gördüm.

Ailenizden size kalan en güçlü değer neydi?
Doğruyu görebilmek. Karşı tarafta bile olsa, yapılan doğruyu kabul edebilmek. Bu büyük bir erdemdir. Dedem Osmanlı’nın son dönem bürokratlarındandı. Cumhuriyet’le birlikte her şey değişti; makamlar gitti, hayatlar değişti. Ama şunu söyleyebildi: “Atatürk çok doğru bir iş yaptı.” Çünkü benimle birlikte yeni harflerle bir çocuğun birkaç ayda yazı yazabildiğini gördü. Şunu söylemek istiyorum: Başka bir tarafta bile olsanız bir şey değiştiği zaman doğruyu görebilmek erdemdir. Bir de babaannemden öğrendiğim incelikler var. Birine yardım ederken onun onurunu kırmamak… Komşuya erik verirken bile bir bahaneyle, gönül kırmadan vermek. İyilik sessiz yapılırdı bizde.
Bugünün dünyasına baktığınızda sizi en çok ne kaygılandırıyor?
Utanma duygusunun kaybı. İnsanlar kötülük yapmaktan utanmıyor artık, hatta övünüyor. Televizyonu açıyorum; kavga, bağırma, hakaret… İnsan ne görürse onu tekrar eder. Bu kadar gürültünün içinde akıl ve ruh sağlığını korumak çok zor. Tek sevindiğim şey 85 yaşında olmak. Bu kötü dünyada az vaktim kaldı. Ben bu dünyada az vaktim kaldığını bildiğim için üzülmüyorum belki ama memleketim için çok üzülüyorum. Sadece kendi ülkem değil; dünya da çok kötü bir yere gidiyor.
Beni en çok etkileyen kitaplarınızdan biri Füreya ve Türkan Saylan’ın hikayesi. Yazdığınız kitaplar arasında sizi en çok etkileyenler hangileri?
“Veda”yı severim çok; sosyal tarihtir, Osmanlı’nın çöküşünü ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan bir kitaptır.
Füreya da sizi sarsan neydi?
Füreya beni çok sarsmıştır. Kırk yaşından sonra, tek ciğeriyle, büyük bir sanatçıya dönüşmesi… Kadınlara umut veren bir hikâye. Bir de tabii yaşadığı dönem Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş, sosyal tarihtir. Bir de tabii Türkan Saylan. Onun kız çocukları ve cüzzam hastaları için verdiği mücadele, benim için insanüstü bir çabadır. Dokunarak, korkmadan, sevgiyle iyileştiren bir hekimdi.
Kadın hikayeleri yazmanızın özel bir nedeni var mı?
Türkiye gibi bir ülkede, kadınlardan yana olmamak mümkün değil. Bir toplumun gelişmişliğini kadınlar gösterir. Çünkü çocuğu evde yetiştiren kadındır. İlk yıllarda verilen terbiye, insanın bütün hayatını şekillendirir. Evde alınan terbiye iz bırakıyor. Kadınların hikayelerini yazarken aslında bir dönemin sosyal tarihini de yazıyorum. Kadınlar üzerinden toplumun aynasını tutuyorum.
Son kitabınız “Aylardan Kasım, Günlerden Perşembe”de Atatürk’ü farklı bir yerden anlattınız. Bu tercih nasıl doğdu?
Atatürk hakkında o kadar çok kitap var ki… Ben farklı bir şey yapmak istedim. Onu kendi sesiyle anlatmaya karar verdim. Merhametini, çocuklara ve hayvanlara olan sevgisini, bilinmeyen yönlerini… Bu kadar asker disiplininin içinde bu kadar yumuşak kalpli olması beni çok etkiledi. O bana vatanımı bağışlamış bir insan. Bunu unutmam mümkün değil.
Bugün gençlere en çok neyi tavsiye edersiniz?
Önce iyi insan olmayı tavsiye ederim. Hayal kurmak çok önemli. Eğitim almadan hayaller gerçekleşmez. Sağlık en önemlisi, kafası ve ruhu sağlıklı olmayan bir insan hiçbir şey tutamaz hayatta. Ve mutlaka bir hobileri olsun. Hayat sadece çalışmak değildir.
Yazarlık yolculuğunuzda planlarınızda neler var?
Üreten bir kadınım ama insan yaşlandıkça aklı da yoruluyor. Yaşım 85, bir kitaptan sonra artık susarım diye düşünüyorum. Dünyanın hali beni çok üzüyor, Amerika’sı ayrı, Avrupa’sı ayrı! Bu kötü dünyada az vaktim kaldığı için üzülmüyorum. Daha iyi bir yere gideceğime eminim.